Perşembe , Şubat 22 2018
Son Dakika
Anasayfa / HAYVANCILIK / Küçükbaş Hayvancılık / Koyun-Keçi Beslemesinde Probiyotik Maya Kullanımı

Koyun-Keçi Beslemesinde Probiyotik Maya Kullanımı

Ruminantlar (geviş getiren hayvanlar) özelleşmiş sindirim sistemleri ve buraya yerleşmiş mikroorganizmalar sayesinde selüloz ve diğer sindirimi güç maddeleri sindirerek insanların ve diğer memeli hayvanların değerlendirebileceği enerji formlarına (et, süt, vs.) dönüştürürler. Ancak ruminal sindirimin bazı istenmeyen yönleri de vardır.

Bunlardan en önemlileri şunlardır:

: Yemle alınan brüt enerjinin %2-12’si rumende gerçekleşen mikrobiyal sindirim esnasında metanojen bakterilerce metan gazına dönüştürülür. Metan enerji içermesine rağmen ruminant tarafından değerlendirilemez, geğirme (ruktus) yoluyla atmosfere atılır. Bu durum ekonomik olduğu kadar ekolojik problemler de yaratır. Küresel ısınmadaki etkisi CO2’den 23 kat daha fazla olan metan gazının dünyada ruminantlarca üretim miktarı yılda 80–110 milyon ton kadardır.

• Besin maddelerinin yetersiz sindirimi: Yemle alınan selülozun %20 ila %70’i ruminant tarafından tam olarak sindirilmeden dışarı atılmakta, yem enerjisinin ancak %10 ila %35’i net enerji olarak değerlendirilmektedir.

• Azot kaybı: Hayvanın tükettiği rasyonda bulunan proteinler rumendeki mikroorganizmalarca hızla peptitlere, aminoasitlere ve amonyağa parçalanır. Amonyağın bir kısmı rumen epitelinden emilerek karaciğerde üreye dönüştürülür. Ürenin bir bölümü idrarla dışarı atılır. Dışarı atılan üre yemle alınan azotun %20-25’lik kısmına tekabül etmektedir.

Ruminal fermantasyonun olumsuz etkilerini önlemek ve hayvan verimliliğini yükseltmek amacıyla bugüne kadar iyonofor grubu antibiyotikler (monensin, lasalocid, vs.) başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bu maddeler genel olarak rumendeki mikroorganizma çeşit ve sayısını değiştirerek propiyonat üretimini artırmakta, metan oluşumunu azaltmakta ve aminoasitlerin deaminasyonunu baskılamaktadır.

İnsan ve hayvan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri, hayvansal ürünlerde neden olduğu kalıntılar ve bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına yol açmaları gibi istenmeyen etkileri nedeniyle antibiyotiklerin yem katkı maddesi olarak kullanımı birçok ülkede ve 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren Avrupa Birliğinde tamamen yasaklanmıştır. Bu nedenlerden dolayı ruminal sindirimi olumlu yönde değiştirerek hayvan verimliliğini artırmak, hayvan sağlığını korumak ve hayvansal ürünlerin miktar ve kalitesini yükseltmek için daha güvenli ve doğal maddeler üzerine yoğun bir ilgi oluşmuştur. Probiyotikler doğal ve güvenli mikrobiyel yem katkı maddeleridir. Bu maddeler barsak florasını düzenleyerek konakçı hayvan üzerinde olumlu etkiler ortaya çıkarırlar. Ruminant beslemesinde genellikle probiyotik olarak mayalar kullanılmaktadır.

Mayalar

Mayalar bitki sistematiğinde mantarlar aleminde yer almakta ve bilinen 50.000 mantar türünden 500 tanesi maya olarak sınıflandırılmaktadır. En iyi tanınan maya türü ekmek veya bira mayası olarak da bilinen Saccharomyces cerevisiae’dir. Saccharomyces 40 askosporejen maya cinsinden birisidir.

Maya hücresi kuru maddesinin %89-95’i organik maddelerden oluşmuştur. Organik maddeler içerisinde ise en büyük payı %40-60’lık oranla ham proteinler alır. Bu ham proteinin %64-70’i saf protein, %20-26’sı nükleik asit, nükleotidler ve yaklaşık %10’u da pepton ve amino asitlerden oluşmuştur. Maya hücre proteini tüm esansiyel amino asitleri içermektedir. Maya proteinindeki lizin miktarı soya proteinindekinden fazla olup, yüksek kaliteli hayvansal proteinlere yakındır. Buna karşın maya hücresi kükürtlü amino asitleri düşük düzeyde içerir. Proteinlerden sonra ikinci büyük organik madde grubu karbonhidratlardır (%25-35). Maya hücresi karbonhidratları hücre içi depo karbonhidratlar ve hücre duvarı karbonhidratları olarak iki gruba ayrılır.

Depo karbonhidratların neredeyse tamamını glikojen ve trehaloz teşkil ederken, hücre duvarı karbonhidratlarını manan, glukan ve kitin oluşturur. Mayaların içerdiği yağ miktarı mayanın türü, besi yeri ve besi şartlarına göre değişmekte birlikte genel olarak maya hücresi yaklaşık %7-15 oranında yağ içermektedir. Maya hücresi kuru maddesinin %5-11’i inorganik maddelerden oluşmuştur. Fosfor, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve sülfat inorganik maddeler içinde miktarca en fazla olanlardır. İyi bir vitamin kaynağı olan maya hücresi B12 vitamini dışında diğer B kompleksi vitaminleri fazla miktarda içerir. Ancak yağda eriyen vitaminler (A, D, E, ve K vitaminleri) yönünden fakirdir. D2vitaminin ön maddesi olan ergosterin ise maya hücresinde bol miktarda bulunur.

Maya Ekstraktı

Maya ekstraktı, hücre duvarı ve hücre içerisinde bulunan polimerik yapıdaki bileşenlerin, mayanın kendi enzimleri tarafından veya hidroklorik asit gibi asitlerin ilavesi sonucu parçalanması ile elde edilen ve temel olarak aminoasitler, peptidler, mineraller, suda çözünür vitaminler ile karbonhidratların karışımının içeren bir üründür. Maya ekstraktı gıda maddelerine lezzet vermekle beraber genellikle aroma artırıcı veya aroma düzenleyici olarak kullanılmakta ve monosodyum glutamat’ın yerini almaktadır.

Maya Hücre Duvarı

Maya hücre duvarı, hücre morfolojisini koruyan, destekleyen, savunan ve ozmotik balansı sağlayan özel bir yapıdır. Glukanlar (β-1,3 glukan veya β-1,6 glukan), mannoproteinler ve kitinden oluşmaktadır. Hücre duvarının dayanıklılığını sağlayan glukanlar mikrofibriler yapıda şekillenmişlerdir. β-1,3 glukan fiberlerin bütün hücre yüzeyini sardığı, bunlara kovelent bağlarla kitinin bağlanması sonucu duvarın iç kısmının inşa edildiği görülmektedir. β-1,6 glukan ise glikozil fosfatidil inositol (GPI) ile 1-3 glukana bağlanarak glukan ağ sistemine dâhil olmaktadır. Bu şekilde hücre duvarı ağ sisteminde GPI-1,6 glukan-1,3 glukan kompleksi oluşturulmaktadır. Bu tabakanın dış yüzeyine yapışan mannoproteinler, hücre geçirgenliğinde önemli olmakla beraber aglutininler ve flokkulinler gibi davranarak yapısal proteinler olarak görev yapabilirler. Kitin ise N- asetilglukozamin’in bir polimeri olup maya hücre duvarının yalnızca % 2-4 kadarını oluşturmaktadır.

Maya İlavesinin Rumen Gelişimi, Rumen pH’si ve Asidozis Üzerine Etkisi

Ruminal asidozis, kolay eriyebilen karbonhidratların yüksek düzeyde tüketilmesiyle beraber rumende patolojik düzeyde asit birikimiyle karakterize olan bir metabolizma hastalığıdır. Asidozisin şiddetine bağlı olarak rumende laktik asidin aşırı miktarda birikmesiyle akut asidozis (pH<5,0), uçucu yağ asitlerinin birikmesiyle de subakut asidozis (pH<5,5) meydana gelmektedir. Asidozisin, hem hayvan performansının düşmesine sebep olduğu, hem de laminitis, karaciğer apseleri gibi metabolik hastalıklara neden olduğu belirtilmiştir.

Asidozisle birlikte rumen mikrobiyel profilinin değiştiği ifade edilmiştir. Streptococcus bovis sayısının ve laktik asit üretiminin arttığı, bununla birlikte Propioniobacterium shermanii, Megasphera elsdenii ve Selenemonas ruminantium gibi laktat kullanan bakterilerin sayılarının azaldığı belirtilmiştir. Rumendeki pH’nın azalmasıyla birlikte S. bovis’in gelişiminin engellendiği ve bununla beraber Lactobacillus spp.’nin ortamda çoğaldığı ve laktik asit üretmeye devam ettiği rapor edilmiştir. Asidozis sırasında protozoanın tahrip olduğu ve rumen faunasında gram pozitif bakterilerin dominant hale gelmeye başladığı ifade edilmiştir.

Goad ve ark. (1998), yaptıkları çalışmada, probiyotik olarak canlı maya kültürü kullanılmasının rumende laktat birikimini azalttığını ve rumen pH’sını yükselttiğini belirtmişlerdir. Canlı maya kültürünün laktik asidi kullanan bakterilerin sayılarını ve etkinliklerini artırarak, laktik asit yoğunluğunu düşürdüğü , buna bağlı olarak da rumen pH’sını artırdığı ve rumen pH’sında aşırı değişmeleri önlediği rapor edilmiştir. Saccharomyces cerevisiae’nın laktik asidi kullanan rumen bakterilerinin gelişimini ve aktivitesini stimule ettiği ve bunun da mayanın içerdiği malik asitten dolayı kaynaklandığı belirtilmiştir. Canlı maya kültürünün rumende hidrojen kullanan asetojenik bakterileri uyarıp, asetat üretimini artırarak ve hidrojen iyonlarını absorbe ederek rumen pH’sını yükseltebileceği belirtilmiştir.

Maya kültürü ilave edilmiş rasyonları tüketen buzağıların, kuru madde tüketiminin, günlük canlı ağırlık artışının, sağrı ağırlığının ve genişliğinin arttığı ifade edilmiştir. Bunun yanısıra, papilla uzunluğu ve genişliği ile rumen duvarının sağlamlığı gibi parametreler de rumen gelişimine bağlı olarak iyileşmelerin olduğu rapor edilmiştir.

Sonuç Olarak;

Yapılan çalışmaların ışığında rasyonlara katılan maya preparatlarının rumen bakterilerinin sayı ve aktivitelerini artırdığını, uçucu yağ asitlerinin düzeyini değiştirdiğini mikrobiyal protein sentezini ve yemlerin sindiriminin olumlu yönde etkilediğini görmekteyiz. Bununla birlikte yapılan araştırmalarda mayaların rumen metabolizmasını ve hayvan verimliliğini her zaman olumlu şekilde etkilemediği de bildirilmektedir. Bu durumun rasyonun bileşiminden, hayvanın fizyolojik, genetik ve verim özellikleri ile kullanılan maya dozu, aktivitesi ve türünden kaynaklanabileceği ileri sürülmektedir. Ülkemizde de probiyotik yem katkı maddelerinin ruminant beslemesinde kullanımı üzerine yoğun bir ilgi oluşmuştur. Ancak söz konusu probiyotiklerin mevcut aktiviteleri ve veriliş şekilleri konusunda yapılan araştırmalar doğrultusunda kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. Ülkemizdeki şartlar göz önünde bulundurularak en yüksek verimin en ekonomik olarak nasıl elde edilebileceği ile ilgili daha fazla çalışmalar yapılmalı ve sonuçları ortaya konulmalıdır.

Paylaşmak önemsemektir!


Hakkında HB_Editör

İlginizi Çekebilir

Koyun ve Keçilerin Besin Maddesi Gereksinimleri

Makalede Neler Var ?1 Koyun ve Keçilerin Besin Maddesi Gereksinimleri Nelerdir ?1.1 Koyun ve Keçilerin …

shares